Translate

21 Ocak 2026 Çarşamba

Sonsuzluk ve bir gün

Yönetmen: Theodoros Angelopoulos
Orjinal Adı:  Eternity and a Day
Yapım Yılı: 1998

Hayatının sonuna yaklaşan ünlü bir yazar, sokakta tutunmaya çalışan göçmen bir çocukla karşılaşır. Onu evine götürmek için çıktıkları yol, Alexandros’un kendi hatıralar evrenine açılan içsel bir yolculuğa dönüşür.


Tür: Dram
Yazar: Theodoros Angelopoulos, Tonino Guerra
Kast: Bruno Ganz, Isabelle Renauld, Fabrizio Bentivoglio

Imdb: 7.9

Önemli bir operasyon öncesi, yaşadığınız günün son gününüz olduğunu düşündüğünüzde o günü nasıl geçirmek isterdiniz? Alexandros bu soruyla uyandığında başına gelecekleri kabullenmiş, belki de sessiz bir rıza ile ölüme hazırlanmıştır. Sonsuza doğru başlayacak yolculuğunun arifesindeki o son sabahın ilk saatlerinde yardımcısı Urania ile vedalaşır. Urania… Yunan mitolojisinde göğe ve sonsuzluğa bakan musalardan biri. Angelopoulos daha ilk sahnede seyircinin bilinçaltına bir yön çizer: Alexandros’un hatıralar evrenine yapacağı döngüsel yolculuğun istikametini. Belki de tüm hatıralar evreninde ona ayrılan yer, okyanustaki bir su damlası kadardır.

Kısa süre sonra Alexandros’un yalnızca ölümü bekleyen bir adam olmadığını fark ederiz. Belki Urania kadar uzaktan bakarak, yarım kalmış hayatının anlamını son bir güne sığdırmaya çalışacaktır. Hayatının son yıllarını, on dokuzuncu yüzyıl şairlerinden Dionysios Solomos’un yarım bıraktığı eserini tamamlamaya adamış ama bunu başaramamıştır. Bu başarısızlık, yarım kalmış hayatının bir izdüşümü gibidir; yarım kalmış aşkı ve eksik kalmış mutluluğu gibi. Bugünkü haliyle çocukluğuna, gençliğine ve sevdiği kadınla geçirdiği günlere giderken, geçmişini bir güne sıkıştırmayı dener. Ancak kayıp zaman, Solomos’un parayla satın aldığı kelimeler gibi geri getirilebilecek bir şey değildir; zaman belki de seksek oynayan bir tanrıdır—insanı bir kareden diğerine atlatır ama başlangıç noktasına asla aynı biçimde döndürmez.

Hatıralarıyla baş başa kaldığı o olası son günün içinde, polisten kaçan ve dilini konuşamadığı bir ülkede tutunmaya çalışan göçmen bir çocuğun gözlerindeki anlam, Alexandros’a yeni bir amaç uzatır. Çocuk belki de sonsuzluğa açılacak kapının anahtarıdır. Ölümü bekliyor olmasa gösteremeyeceği bir cesaretle, onu insan tacirlerinin elinden kurtarır ve geldiği ülkenin sınırlarına doğru bir yolculuğa çıkarır. Bu yolculukta Solomos da onlara eşlik eder; Byron’a duyduğu hayranlığı çağrıştıran İngiliz usulü kıyafeti ve atlı arabasıyla. Şiir ile tarih, hatıra ile gerçeklik aynı kadraja sığar.

Sınıra geldiklerinde, bu umut yolculuğunda hayatlarını kaybetmiş insanların sessiz varlığıyla karşılaşırlar. Alexandros belki ilk kez göçmenliğin dramatik yönü ve çıplak vahşetiyle yüzleşir. Çocuğu, üniformaları bir başka karanlık tarihi hatırlatan muhafızlara teslim etmeye gönlü razı olmaz. Beraberce şehre geri dönerler. İkisi de birbirine tutunacak bir dal bulmuş gibidir.

Bir gün… ama içinde bir ömür. Geçirdiği bu tek gün, Alexandros’u sonsuzluğa gitmek ile bugünde kalmak arasında bir arafta bırakır. Augustinus’un dediği gibi, geçmiş hafızada, gelecek beklentide, ama herpsi şimdiki an içinde yaşar. Alexandros’un son günü, bütün zamanları aynı ana taşır. Belki de artık mesele ölmek değildir; mesele yarım bırakmadan yaşayabilmektir.

Bu kez yarım kalmayacak bir ihtimal var mıdır?


Ender Şenkaya
Ocak 2026


Ödüller:

  • Cannes Film Festivali 1998
    • Altın Palmiye
    • Jüri Özel Ödülü




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Film hakkındaki izlenimlerim...