Yönetmen: Tony Gatlif
İngilizce Adı: Crazy Stranger
Yapım Yılı: 1997
Babasından elinde kalan tek tük hatıralarından olan bir kasetteki Çingene şarkıcının "sesinin" peşine düşen Stephane, Romanya'daki bir Çingene topluluğun içinde bulur kendini. Bir yabancı olarak girdiği bu toplulukta kısa süre sonra onların bir parçası olmayı başaracaktır.
Tür: Dram
Yazar: Tony Gatlif, Kits Hilaire, Maigne Jacques
Kast: Romain Duris, Rona Hartner, Izidor Serban
Imdb: 7.6
Öne Çıkanlar:
“Tanrım beni bu kadar siyah yapacak ne suç işledim?”
Adriani
Bağlamından uzak şekilde yabancı dillere "Çılgn Yabancı" adı ve türevleri ile çevrilen ve gösterilen film özünde "öteki"lerin bir hikayesi. Kuzey Afrika ve Çingene kökenli olan Tony Gatlif kadar bu dışlanmışlık kaynaklı ayrımcılığı irdeleyebilecek nadir yönetmen olsa gerek. Gatlif, bu filmle geleneksel yerel-öteki kurgusunu tersine çevirerek, hikayeyi biraz daha yerleşik düzene geçmiş bir Çingene topluluğunun içine giren bir Batılı gözüyle anlatmayı tercih ediyor.
Babasından elinde kalan hatıra kesetin içindeki "yanık" Çingenenin sesinin peşinden koşan Stephane ile yakın zamanda tutuklanan oğlunun yokluğunun acısını paylaşan İzidore'un bir Romen kasabasından yolları kesişince, ikisi için de içlerindeki baba-oğul boşluğunu dolduracak bir fırsat belirir. Nasıl yerleşikler yolları kesiştiğinde göçerleri dışlıyorsa bu asimetrik kurguda da Çingeneler uzun süre Stephane'ı ötekileştirecek ve kendilerinden uzak tutmaya çalışacaklardır. Stephane dilini bilmese de müziği ortak iletişim aracına dönüştürüp İzidore'un sevgisiyle birleştirince küçük Çingene toplumu içinde kendine yer edinmeyi başarır. Stephane'ın bu ısrarcılığının arkasında güzel Sabina'ya tutulmaya başlamasının etkisi de yok sayılmamalı şüphesiz.
Giderek peşinde olduğu sesi bulma olasılığının azaldığını fark edecek olsa da Stephane, bu amacı içine girdiği bu farklı kültürle kaynaşması için araç haline getirecektir. Bir yolculukta önemli olan hedef değil, hedefe varılacak yolun benlikte bırakacağı izler değil midir zaten? Çingene toplumunun temel ayırdedici özelliği olan mülkiyet fikrinin oluşmamış oluşu çeşitli vesileler ile çıkar Stephane'nın önüne. Ortak ve mahremiyetten uzak kullanılan banyolar, giyim kuşam ve mekanlar giderek daha göze çarpıcı şekilde sergilenir. İzidore'un Stephane'nın özenle temizlediği eve büyük tepki göstermesinin bile ardında bu mülkiyete karşı duruş sezlir; temiz ve düzenli bir ev göçerlikten çıkıp yerleşikliğe geçişin bir sembolü olmaycak mıdır? Bu komünal yaşam tarzı, İzidore'un sürekli çocuğu olarak nitelediği Sabina'yı arzu ettiği ve kendisine doğal bir hak gördüğü sahnede önümüze serilir. Stephane olaya müdahil olsa da bu toplulukta bunun bir suç olmadığını da idrak eder ve bundan ötürü İzidore ile arasına mesafe bile koymaz. Özünde bir davranış kalbının suç olarak nitelenebilmesi için toplumsal kabul gereklidir.
İzidore'un oğlu Adriani'nin hapisten çıkıp eve dönüşüyle köye yayılan bayram havası çok uzun sürmeyecektir. Kendisinin içeri atılmasına neden olan yerellerle karşı karşıya gelmesi ve istemeden de olsa birinin ölümüne neden olması, yerellere "öteki"ne karşı galeyana gelebeilmek için belki de bekledikleri fırsatı sunacaktır. Öteki her zaman "öteki" kalmalı ve haddini bilmeli bedelini de topluca ödemelidir. Sıksık bu tür "galeyan" olarak normalliştirilen olaylara şahit olan toplumlar için sıradan bir durumdur. Adriani'nin bu galeyana gelmişlerden umutsuzca kaçarken haykırdığı şu soru aslında kime ait olabilir: "Tanrım beni bu kadar siyah yapacak ne suç işledim?”
Ekim 2026
Ender Şenkaya

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Film hakkındaki izlenimlerim...