Yönetmen: Markus Schleinzer
İngilizce Adı: Rose
Yapım Yılı: 2026
17.yüzyıl Orta Avrupa'sında kimliğini topluma kabul ettirebilmenin yolunu önce savaşlarda sonra yerleşik hayata geçişte erkek olarak davranmakta arayan Rose'un hikayesi.
Tür: Dram
Yazar: Markus Schleinzer, Alexander Brom
Kast: Sandra Hüller, Caro Braun
Imdb: 7.5
Öne Çıkanlar:
“...'doğmak' sureti ile ölümün atlatılamaz olanağını 'varoluşa' taşır...Dasein”
Heidegger
17.yüzyılın üzerinden acımasızca geçmiş otuz yıl savaşlarının geride bıraktığı insan kalıntılarından Rose, uzun süren savaşta kaybettiği arkadaşının yerine geçip ona köyünde miras kalan mülkü üstlendiğinde artık toplum içinde kendine bir yer açabileceğine inanmıştır. Ancak, yerleşik hayatın genel geçer kuralları ve küçük bir toplulukla sürgit etkileşim, kadın bedeninde yaşatılan erkek için de sürekli bir kendisini kanıtlama zorunluluğu ile beraber gelecektir. Çocukluktan itibaren erkek ve kızlar arasında dağıtılan rollerden olan erkeklerin ayakta işeyebiliyor olması bile Rose için kanıtlama çabasının unsurlarından birisidir. Rose'un mücadelesi, sadece yaşadığı dönemle sınırlı kalmayan, insanoğlunun en arkaik geçmişine uzanan ve Freudyen bir yaklaşımla ayakta işeyebilen ve bu şekilde ateşin üzerinde -dolaysıyla kadının üzerinde- pekiştirilen egemenlik ile ilgilidir. Savaş sırasında yanağını delip geçen mermiyi sürekli çiğnemekten geri durmaz Rose; çiğnenen bu fallik öğe onun bu egemenlik savaşının sembolü haline gelmiştir.
Yerleşik hayatın ontolojik yapısı, farkında olunsun olunmasın Hobbesçu bir yaklaşımla zımni bir sözleşme içerir; her getirinin sizden götürdüğü bir karşılığı ya da beklentisi olması toplumsal hayatta içselleştirilmiştir. Toplumsal hiyerarşinin sağladığı düşünülen korumacılık anck kişisel özgürlük alanlarının daraltılması ile kaimdir. Bu hali ile her sözleşme gibi toplumsal sözleşme de ancak karşılığında özgürlüğün feragat edildiği edinimler yolu ile hayata geçer. İnsanoğlu peşinden koştuğu huzur ve mutluluğa ancak özgürlük alanını daraltıldığında varabileceğine inandırılmıştır. Zaten, toplumsal öğretinin temelini bu "inandırma" eylemi oluşturur. Formül basittir, mutluluk istiyorsan toplum içinde yer almak, toplum içinde yer almak için de özgürlük alanının daraltılmasına razı olmak. Hobbes'un iç savaş korkusu ve kaosu karşısında öne sürdüğü çözüm yolu budur; basite indirgenmiş hali ile her sözleşme "korku yönetişimi"nden başka bir işleve sahip değildir.
Savaş durumu ise toplumsal sözleşmeli hayatın tam zıddıdır; yani herkesin herkese karşı savaş içinde olduğu "doğa durumu"nu temsil eder. Öldürmek, esir almak, köleleştirmek hattta yeri geldiğinde tecavüz etmek de bu doğa durumundan kaynaklanan haklardır. Uzun yıllarını savaş meydanlarının bu sınırsız özgürlük alanında geçirmiş Rose için yerleşik hayatın kurumsal yapısına uyum sağlamak kolay olmayacaktır. Uyum sağlaması gereken kurumların başında da evlilik kurumu gelir. Kapalı toplumlara özgü şekilde bu "sorunu" atlatmanın yolunu bulsa da karısının hamile kalması ile işler çığrından çıkacaktır. Kadınlığının ifşa olması artık bir sonraki sıradan adımdır.
Anaerkillikten kopuş sonrası binlerce yıllık baskılanışın içinde var olmaya çalışan kadınların, bu kaderciliğe isyanının sembolüdür, Rose. Ülkesi için savaşmış, öldürmüş, üretmiş de olsa erkek egemen toplum için ortadan kaldırılması şart olan büyük bir tehdittir artık. Oysa Rose, her şeye rağmen varoluş mücadelesini kazanmış oluşunu içselleştirmiştir. Bir kadın bedeninde kendisini erkek dünyasında kabul ettrimeyi başarmıştır. Varoluşunu tamamlaması için artık önünde ölümü deneyimlemek fırsatı da vardır. Hayatını kağıda dökerken, idamının provalarını yaptırıp bu deneyimin içine katmayı ihmal etmeyecektir; idamına da -Yahudilerin kralına yapıldığı gibi- başında tahta bir taç ile götürülecektir.
Ender Şenkaya
Ekim 2026

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Film hakkındaki izlenimlerim...